2 Aralık 2010

yağmurun izi

küçük bir yara/iz,
ölünceye kadar taşınacak içimde,
sonbaharın yaprakları uçuşurken açıldı yine,,

28 Kasım 2010

ukala

bu gece uzunmuş.. ben zaten uyumam bilirsin..

bulanık zihinlere hapsolmuş yalnızlık..

biri var içimden söküp atamıyorum,
biri var bana çok uzaklarda, yaklaşamıyorum.
*
şimdi yolda olmak vardı yangın yerine doğru,
ağlayan martılarla izlemek uçuşan külleri...
ve bırakıp gitmek vardı..

27 Kasım 2010

11 Kasım 2010

üşümek üzerine

yoğun geçen tasarım günlerinin ardından bazı konuları düşünme fırsatı buldum.
sonbaharın hep yalnızlığa referans olduğunu anladım..
sert esen rüzgardan üşümediğimi anladım..
günlerce, gecelerce uyumadım, bazen günlerce aç kaldım, sabah akşam boş sokaklarda -bana doğru esen sert rüzgarlarla- dolaştım.. ama yine de üşümedim..
fırsat bulup uyuduğumda rüya içinde rüyalar gördüm, onlarca rüya iç içe geçiyordu. insanlar benim yüzümden ölüyordu.. ben rüyada acı çekiyordum ve bağırarak uyanıyordum.. dışardaki rüzgarın uğultusunu duyuyordum sürekli. yağacak yağmurların getireceği haberleri bekliyordum.

yakında yeni ve uzun bir tasarım süreci beni bekliyor. nadir uykularımda her zamanki kabuslarımla geçecek sancılı bir süreç..


hiç var olmayan bir şairin dediği gibi ; " ne kadar kalın giyinsen de üşürsün eğer için çıplaksa.."

22 Ekim 2010

gönderilmeyen mektubun son cümleleri..

...

bir erkeğin sana söz geçirmesini istemiyorsun. kendin erkek rolüne bürünüp bana söz geçirmeye çalışıyorsun. ben buna izin vermeyince kaçıp gitmeyi tercih ediyorsun. aradan zaman geçince yalnız ve üzgün bir kadın olarak yine bana geri dönüyorsun..

19 Ekim 2010

rüya

rüyamda iki kız gördüm. kendileri gibi davranmıyorlardı. kendilerine benzemiyorlardı... tanıdığım bir başka kıza benziyordu bütün davranışları.. sonra anladım ki: O farklı suretlerde rüyamda bana görünüyordu. ne o kendisi gibiydi ne de diğer iki kız... ifadeler, anlamlar, hareketler birbiri içinde eriyip bir bulamaç oluncaya kadar -kendileri gibi olmayan- o iki kızı rüyamda görmeye devam ettim.

şimdi anlamaya başlıyorum.

18 Ekim 2010

bilincimdeki çatlaklar

küçük çatlaklardan geçerek yolunu bulan su damlacığı odanın tavanında birikmeye başlar. yeterli büyüklüğe ulaştığında yerçekiminie yenik düşer, tavanın yüzeyinden koparak damla şeklinde aşağı düşer. bu serbest düşme sırasında doğanın sürtünme kuvvetine maruz kalır... yere düştüğü anda küçük parçalara dağılarak etrafa saçılır. peşinden diğer damlalar da yere düşer, yerde su birikintisi oluşmaya başlar. birikinti gittikçe büyür ve odanın zeminini kaplar... düşen her damlayla birlikte genişleyen birikinti yeni bir çatlak arar alt katlara doğru yol almak için. ve aradığı çatlağı yine bulur... çizdiği yoldan hiç sapmaz. çünkü daima bir çatlak bulur... bilincimizdeki çatlaklardan içimize sızan düşünceler de buna benzer bir yol izler. sonunda biriktiği katmanlarda hasar oluşturur. bilinçaltımız çürümeye başlar.

17 Ekim 2010

bir rüyadaki aşk kavgası..

aşkta kadın hep rüya görür ve erkeğin gerçekliğini yok eder.

eskiz

günün kısa özeti : tam sekiz saat boyunca çalışıp çabalarsın ama ortaya bir sonuç çıkmaz. yani mimari tasarımda grup çalışması zor iştir.

dünün kısa özeti : tam 2 yıl boyunca çabalarsın sevdiğin için ama yine yalnız bırakılırsın onun tarafından. yani tek başınayken de elinden gelen budur. sen ne yaparsan yap karşındaki kadın anlaşılmazdır.

16 Ekim 2010

uçurumun kenarında ağlayan..

ey kadın !

attığın her adımla arkanda uçurumlar bırakıyorsun,
senin peşinden gelemeyeceğim kadar derin uçurumlar...
gelmemi istesen bile buna olanak vermiyorsun.
gideceğin bir yer kalmayınca da geri dönemiyorsun.

tek başınasın ayağını basabildiğin son yerde.
ne ileri ne de geri gidebiliyorsun.
sonra oracıkta oturup ağlıyorsun.
ve burda benim yüzüme sonbaharın ılık yağmurları düşüyor.

sonbahar

sonbaharlarım hep yalnızdı,
soğuktu yalnızlığımın rengi.

nerden geldiğini bilmediğim yağmurlar ılıktı.
ılıktı sonbaharın gözyaşları.

içimi soğutanın gözyaşlarıyla geldi yeni bir sonbahar.
ve böyle son bulacaktı.

15 Ekim 2010

karanlık

çatı katındaki karanlık odamda yaşıyorum doğduğumdan beri. konuşmayı burda kendi başıma öğrendim. yazmayı da.. o yüzden söylediklerim sana anlamsız gelebilir. bu tanrının diliymiş. çünkü karanlık odamın üstünde gökyüzüne açılan 'camdan bir kapı' vardı ve o kapıdan içeri gelen tanrının ışığıyla beslendim yıllardır..

kapı ulaşamayacağım kadar yüksekte olmasaydı ya da karanlığı bu kadar sevmiyor olsaydım çoktan aranıza karışırdım. ama konuşacak pek az şeyimiz olurdu.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...