6 Aralık 2015

Casuslar Köprüsü ve Amerikan Propagandası


Casuslar Köprüsü - Bridge of Spies

Bazı basit gerçekler vardır. Örneğin, devletler güvenliğini tehdit eden bir casus veya terörist yakaladığında onu konuşturmak ister ve her türlü psikolojik-fizyolojik işkence yöntemini kullanır. Sanırım aklı başında herhangi biri bunun aksini iddia edemez. Peki ana konusu Amerika'da yalanan Rus ajan Rudolf Abel ile Rus hava sahasında uçuş yaparken düşen Amerika'lı casus pilot Gary Powers'ın takası üzerine kurulu olan Steven Spielberg'in son filmi Casuslar Köprüsü ( Bridge of Spies ) filmini izlerken böylesine basit bir gerçekliğin atlanmış olması sizi ne kadar etkiler? Beni gerçekten etkilediğini söyleyebilirim. Rudolf Abel'in avukatı James B. Donovan filmin ilk yarısında insan haklarına, adil yargılanma hakkına, Amerikan anayasasının insanlara tanıdığı hakların korunması gerekliliğine vurgu yapıyor. Adalet ve eşitlik vurgusunun bu kadar bol keseden yapıldığı senaryoda bazı basit gerçeklerin eksikliği maalesef  filmi tam anlamıyla bir Amerikan propagandasına dönüştürmekle kalmıyor aynı zamanda filmin kendisi ve savunduğu değerler arasında tam bir ikiyüzlülüğe sebep oluyor.

Rudolf Abel'in adam akıllı sorgulanmadığını hatta hapishanede resim yapabildiğini görüyoruz filmde.Öte yandan Gary Powers'ın sorgulanma teknikleri  tüm şiddetiyle izleyiciye sunuluyor. Bu film 90'larda gösterime girseydi gerçekten Amerikan propagandası yapmakta başarılı olabilirdi. Fakat bilgiye erişmenin kolaylaştığı günümüz koşullarına göre komik ve anlamsız kaldığını söyleyebilirim. Zira geçen sene ABD senatosu tarafından yayınlanan CIA hakkındaki işkence raporunda 11 Eylül saldırılarından sonraki dönemde CIA'in Guantanamo Hapishanesi'nde, Avrupa ve Asya kıtalarındaki gizli sorgu odalarında ne kadar insanlık dışı yöntemlerle sorgulama yaptığı belgelendi. 21. yüzyılda terör gerekçesiyle durum böyleyken, soğuk savaş döneminde Amerika'da yakalanan bir Rus ajanın durumunun bundan daha iyi olacağına inanmak gerçekten zor. Tabii ki filmin amacı işkenceleri anlatmak değil ama yaşanmış tarihi bir olaydan yola çıkıyorsanız sadece kostümler, eski arabalar ve 1950'lerın şehirlerini yarattığınız setlerden biraz daha fazlasını vermelisiniz izleyiciye. En azından gerçekleri çarpıtmadan...

1957 yılında geçen filmle ilgili en ironik bulduğum bir diğer nokta ise ilkokuldaki öğrencilere atom bombasının anlatıldığı sahneydi. Soğuk savaşın gerilimi nükleer silahlarla oldukça ilgiliydi. Herkes Rusların Amerika'ya atom bombası atacağından korkuyor ve çocuklara okulda böyle bir durumda sirenler çalınca ne yapılacağı anlatılıyor. Gözü yaşlı çocuklar görüyoruz. Oysa bildiğiniz gibi dünya üzerinde atom bombası iki kere savaş amacıyla kullanıldı. 6 Ağustos 1945 Hiroşima ve 9 Ağustos 1945 Nagasaki. Her ikisi de Amerika tarafından Japonya'ya atılan bombalar yüzünden onbinlerce insan hayatını kaybetti. Soğuk savaşın nükleer geriliminde kimse bundan -bu noktaya nasıl gelindiğinden- bahsetmiyor. Çünkü propaganda bunu gerektiriyor. Savaştan korkan  masum çocuklar ve Amerikalılar görmemiz gerekiyor ekranda. Amerika tehditlere boyun eğmeyen dik duran adam olarak betimleniyor ve ülkesini korumak için elinden geleni yapıyor...



5 yorum:

  1. Ben izlemedim ama izleyenlerden sıkıldıklarını duyduklarım çok oldu ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz için teşekkürler.
      Bence filmin sıkıcı olan tarafı gerçeklerin çarpıtılıp Amerikan propagandası yapılmasıydı. Onun dışında izlenebilecek kalitede bir film.

      Sil
    2. Onu hepsinde yapıyor ki Ben Hur gittim aman allahım Tümünde bu şekilde Bir haç bölümü vardır kesin ana temalardan tema beyen Ama en son bir korku izledim. Fenaydı ....Ben teşekkür ederim daha blogunuzu inceleyeceğim :)

      Sil
    3. haklısınız.

      umarım blogu beğenirsiniz. vakit buldukça bir şeyler eklemeye çalışıyorum.

      Sil
    4. Bloğ Güzel farklı konular var Mimarlık olayındayım orayı okuyorum şaunda

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...